Mehmet Galip Ensarioğlu Diyarbakır Belediye Başkan Adayı

Kürt meselesi adına yeryüzünde söylenmedik söz kalmadı.` Bu değerlendirme, Diyarbakır`da sorunun çözülmesini isteyen herkes tarafından sıklıkla dile getiriliyor. Hüküm, ilk bakışta bir karamsarlık havası yansıtsa da özünde `artık ağızlar değil icraatlar konuşsun` talebini barındırıyor. Çünkü Doğu ve Güneydoğu`da çok farklı bir noktaya gelindi. Tabir yerindeyse, Kürt meselesi şu an bir sırat köprüsünde. Bölge insanı meyledecek yön arıyor. Ya düğün havası esiyor ya da yas. Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, tabloyu çok iyi özetliyor: `Geçen gün iki düğüne ve iki cenazeye katıldım. Önce yüzümü astım, sonra halay çektim. Diyarbakırlı olmak artık böyle bir şey. İki duyguyu aynı anda kısa süreli yaşayabiliyoruz. Bu, Kürt sorununun aldığı son hâl; siyah ve beyaz.`

`Kürt meselesi`nin kalbi Diyarbakır`da atıyor. Biz de söze oradan başlayalım istedik. Tarihî Ulu Cami`nin karşısındaki Hasan Paşa Pasajı`nda Diyarbakır`ın ileri gelenleriyle bir araya geldik. Kürt meselesine kafa yormuş 15 isimle çözüm yollarını aradık. İş adamı-yazar Vahdettin Bahadır, yazar Altan Tan, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, DP İl Başkanı Galip Ensarioğlu, Diyarbakır Girişimci İş Adamları Derneği(DİGİAD) Başkanı Aziz Nart bu isimlerden bazısı. Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Derneği(GÜNSİAD) Genel Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ve Diyarbakır Barosu`nun eski başkanı Avukat Sezgin Tanrıkulu da sonradan görüşlerini bizimle paylaştı. Elbette siyaset tartışmanın dışında değildi. `Diyarbakır`da partinin DNA`sını değiştirdim.` diyen AK Parti İl Başkanı Mehmet Öcal ve genel merkezde söz sahibi olduğu belirtilen DTP İl Başkanı Necdet Atalay da meseleyi kendi açılarından değerlendirdi.

– DTP ve PKK bölgeyi bir gerilim sürecine soktu. Bunu siyaset açısından nasıl okumak gerekir?

ALTAN TAN: AK Parti kazandığı zaman her kesim daha demokratik bir ortam bekliyordu. AB`ye yönelimden dolayı özgürlüklerin, bireysel hakların, ekonomik refahın geleceği umut ediliyordu. İşte tam bu aşamada, 2004`te, çatışmalar tekrar başladı. PKK silaha yeniden davrandı. Buna mukabil hükûmet hızını kesti. Türkiye`nin iyi bir ortama kavuşmasını istemeyen güçler, askerî vesayet dizginlerini ellerinden kaçırmaktan endişe ederek bu tür olaylara sarılıyor. Burada tavrını flulaştıran AK Parti oldu. Bu sürçte hızını arttıracağına ve ayağına kurşun sıkanları deşifre edeceğine bazen onların yanında görüntü vermekte. Askerî vesayet kurmak isteyenler AK Parti`yi bloke etmiştir. AK Parti de buna `razı` bir duruş göstermektedir.

MEHMET KAYA: Bunu seçim sürecine bağlamak yanlış. PKK sürecinin bir uygulaması. Doğru adımı atarsanız olayın terör boyutu biter. Ama yanlış adımda toplumlar arası kırılma daha da artacak. Bu kırılmayı arttıracak provokasyonlar bunlar. Devlet nispeten akıllı adımlar atıyor. 1990`larda Musa Anter öldürüldü. Amaç sokağa çıkan insanları taratarak gerginlik çıkarmaktı. 90`larda bu başarı ile uygulandı. Olağanüstü dönemin valileri diyor ki `Kürt devletinin kurulmasını önledik.` Hayır… Bunu Ergenekon yaptı. Şimdi artık iyice biliyoruz. `Öcalan`ın itilip kakıldığı` iddiası, Anter`in öldürülmesi gibidir. Ne bekleniyor? İnsanlar sokağa çıkacak, polis tarayacak. Ama polis taramıyor, akıllılık yapıyor.

– Kürt meselesinin girift hâle gelmesi hükûmetlerin başka vesayetlerin altına girmesinden mi kaynaklanıyor?

ALTAN TAN: Kürt meselesinin özünde, bir ekonomik geri kalmışlık, dış güçlerin ülkeyi parçalama sorunu yoktur. Bir kimlik sorunudur. Ekonomik geri kalmışlık ve dış güçlerin ülkeyi parçalama arzusu da bir parçasıdır; ama özü değildir. Kürt sorunu öyle bir noktaya gelmiştir ki, Türkiye`yi destabilize etme ve yönetmenin bir aracıdır. Tıpkı 12 Eylül öncesindeki Alevi-Sünni, sağ-sol çatışması durumundadır. Türkiye`yi karıştırmak isteyenler için artık bir maniveladır.

– Ak ile karayı ayırmak çok mu zor?

ALTAN TAN: Meseleye avam gözüyle bakarsanız çok karmaşıktır. Ama uzmanı için çok sade ve çözülmesi kolay bir konudur. Hele 600 yıllık bir imparatorluk geleneğine sahip bir millet için çok kolaydır. Ancak bu sorunun çözülmesini istemeyenler konuyu kilitleyip başka yerlere götürüyor. Bilgi kirliliği oluşturuyor. Biz bu işe talibiz.

GALİP ESNARİOĞLU: İstenirse sorun kolay çözülür. Altan Bey`in talebi hepimizindir. Bu iş bize bırakılsın. Çünkü artık halkın dayanacak gücü kalmadı.

– Bilgi kirliliği bir zafiyet mi doğuruyor?

ALTAN TAN: Kirlilikten şunları kastediyoruz. Kürt sorunu, ya bir `bölücülük` ya da bir `ekonomik geri kalmışlık` sorunu olarak ortaya konmakta ve olaylar tam tersi bir şekilde anlatılmaktadır. Bu kirliliği giderecek de başbakanın kendisidir. Şeffaflık meseleyi çözmede önemli bir adımdır. Aktütün, Dağlıca, Şemdinli bunun örneğidir.

– `Kürtlerin hamisiyim` diyen DTP ve PKK çizgisi var. Hamilik talebinde Kürtler açısından bir handikap yok mu?

MEHMET KAYA: DTP`nin önemli bir tabanı var ve bu tabana göre bir politika geliştiriyor. Tarihten beri gelen bir sorun var. Siz çözüm üretmezseniz en güçlü olan gelir ve bu sorunu sahiplenerek götürür. DTP ve PKK sorunu sahiplendiği için taban bulabiliyor. Yöntem olarak şiddeti kullandığı için de gücü elinde bulunduruyor. Örgüt `muhatap benim, ben çözerim` diyor. Devlet de `askerî yöntemle sorunu hallederim` diyor. Böylece şiddet isteyen iki kanat karşı karşıya geliyor.

– Bu tablo halk açısından ne anlama geliyor?

MEHMET KAYA: Bundan Kürtler zarar görüyor. Evet, her kente şehit cenazesi gidiyor; ama burası sürekli terörize edilen, herkesin ailesinden veya yakınından birisinin kaçırıldığı, öldürüldüğü yer. Yaşamlar altüst olmuş. İki milyon insan zorunlu göçe maruz kalmış. Bu tarafı görmeyip sadece topyekûn Kürtleri terörize etmek yanlış. Bu, şiddeti çözüm olarak görmelerinden kaynaklanıyor.

– Konuyu salt ekonomik açıdan değerlendirmek ve çözümü buradan görmek ne kadar geçerli bir tez?

MEHMET KAYA: Ekonomi yaşam şekillerini belirleme ve toplumu rehabilite etmenin önemli bir malzemesidir. Bu bölge 1900`lerin başında zengindi. Ama Cumhuriyet`le birlikte durgunluk başladı. Burada üretilen ipek, Şam`da, Halep`te alıcı buluyordu. Bölge kendi içinde bir pazar döngüsü oluşturmuştu. Komşu ülkelerle ticaret yapmak, Kürtçe konuşmak yasaklanmış. Hâl böyle olunca devlete aidiyet duyguları zayıflıyor. Ama bugün ekonomi bir parça çözümdür. En azından dağa çıkışın, şiddetin önünde bir engeldir. Fakat temel sorunu bitirmez. Köylüye yol götürüp evine su akıttığınızda devletle barışır. GAP da öyle bir şeydir.

ALTAN TAN: Ekonomik refah arttıkça siyasi mücadelenin şekli değişir ama özü değişmez. Rahat içindeki insan dağa çıkmaz; ama parti, vakıf kurar. Aynı şey dindarlar için de geçerli. `Biz bu dindarları okutursak, şehre getirirsek Müslümanlıktan vazgeçerler` dediler; ama kimse vazgeçmedi.

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: